Workshop: "Sosyal Medya ve Web2.0"
Executive Trend Danışmanlığı
Web Etkinlik Analizi
Dijital Strateji Geliştirme
Marketallica: Pazarlama trendleri ve dijital pazarlama stratejileri üzerine hizmet sunan bir danışmanlık şirketidir. Amacı, markaların yeni trendleri ve dijital dünyanın fırsatlarını sonuna kadar kullanarak değerlerini arttırmasına katkıda bulunmaktır. Bu sitede, Özgür Alaz, pazarlama trendleri üzerine gözlemlerini ve fikirlerini paylaşıyor.
Bireylere üretici olma ve kendi medyalarına sahip olma imkanı veren diyalog cağı yeni bir “influential” segment yarattı. Istatistikler, internet kullanıcılarının yalnızca yüzde birinin bu kesme dahil olduğu konusunda birleşiyor. Bloggerlar, video üreticileri ve online yayın sahibi olan kişiler bu yüzde birin içinde yer aldıkları düşünülebilir. “Influential”lar internet kullanıcılarının çok küçük bir kısmını oluştursa da, etkileri çok fazla. Ürettikleri içerikle binlerce kişiyi etkileme gücüne sahipler, coğu durumda satın alma kararlarını etkileyebiliyorlar ve marka hakkında düşüncelerimizi yönlendirebiliyorlar.
Markalarin, “Influential” kesme yönelik özel önem vermesi ve özel kampanyalar geliştirmesi gerekir. Bu anlamda, iletişim ve PR amaçlı, bloggerlara bedava ürün gönderme, sponsorlu yazılar yazma gibi çesitli blogculara yönelik iletişim programları yaygındır. Bu yazımda, yeni bir provakatif önerme ortaya atarak, diyalog cağının fiyatlama pratiklerimizi nasıl değiştirebileceğini tartışacağım.
Dilerseniz ilk önce video üreticilerinden başlıyalım. Mağazalarda benzer fiyatlama modellerine göre rekabet eden yüzlerce üreticiden, ortalama bir video kamera 300 dolara satın alınabiliyor. Diyalog cağından bakarak fiyatlamaya tamamen yeni bir anlam vermemiz mümkün. Bugün, Metacafe, Revver gibi bir çok video sitesi üyelerini ürettikleri içerik karşılığında parasal olarak ödüllendiriyor. Örneğin, Metacafe, “Producer Rewards” programı dahilinde üretilen videoların sahiplerine videolarının her bin defa izlenme başına 5$ ödeme yapmaktadir. Bunun anlamı 300$’lık bir kameranın fiyatı 60.000 defa izlenen video yaratmak ile eşanlamlı olduğu ortaya çıkıyor. Ürettiğiniz videolar toplam 60.000 defa izlenince kamera kendi fiyatını kendisi ödemiş oluyor. Fiyatlamaya bu gözle bakinca, aslında video portallarin ve video üreticilerinın kamera fiyatlarını “izlenme sayisi” olarak tanımlayabilecekleri ortaya çıkıyor. Böylece, içerik uretme sözü veren kişiler, kameralara bedava olarak sahip olabilir ve kamera kendi fiyatını, üretilen içerikler izlendikçe ödeyebilir.
Diğer taraftan, kendi sitesi veya blogu olan kişilere bakalım. Bu kişilerin içeriklerinden para kazandıkları en yaygın yöntem “Google Adsense”dir. Google Adsense’in yeni fiyatlama pratiklerinde özel bir yer alabileceğini düşünüyorum. Örnegin, Dell gibi bir laptop ureticisinin içerik üretenlere özel bir fiyat vermek istediğini hayal edin. Bu durumda içerik üretenlere şu şekilde seslenebilir; “Google Adsense’de kazandığınız 100 dolar, Dell laptop alırken iki kat değerli”. Bu durumda Dell, “Google Adsense” ile kazanılan paraya olduğundan daha fazla değer biçiyor. Google Adsense gelirine sadece icerik üretenler sahip olduğu için de özel fiyatlar sadece içerik üretenlere sunulmuş olur. Dell ise yaratacağı digital wom ve fikir liderlerine kendi ürününü kullandırması sayesinde indirimi subvanse edebilir.
Sonuc olarak, marka yöneticileri için, “Benim için değerli içerik üreticilerine nasıl özel fiyat sunabilirim?” Girişimciler icinse “insanlarin içerik üreterek kazandıkları paraları nasıl daha değerli yapabilirim?” soruları üzerine düşünmenin çok değerli olacağını düşünüyorum.
P.S: Bu yazım ile Age of conversation kitabında yer aldım
Türk internet kullanıcıları olarak, cuma günü en populer blog servisi sağlayıcılarından blogger’ın kapatılmasıyla şok olduk. İlk saatlerde kapatılma sebebi ile ilgili farklı farklı sesler çıksa da sonradan anladık ki, digiturk, blogger platformu üzerinden korsan yayın yapan bir kaç blog için blogger üzerindeki tüm blogları kapatmış. (Kapatılma olayının ayrıntılarını buradan okuyabilirsiniz)
Internet kullanıcısı olarak hislerimi Uğur Özmen‘in bu sözleri ifade ediyor. ‘her gün bloglarına göz attığım dostlarımın, arkadaşlarımın, tanımadığım insanların bloglarına girdiğimde “T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.” gördüğüm anda, digiturk bana saldırmıştır’. Her gün okuduğum ve ilham aldığım bloglara digitürk’ün işbilmezliği sebebiyle ulaşamamaya bozulmuş durumdayım.
Bu olay bence yılın PR skandalıdır. Pazarlama yönetimi açısından tespitlerimi sıralamak isterim.
1. Internet’in hafızası vardır.
İnternet’te markanızı kullanarak yazdığınız yorumlara dikkat etmelisiniz. Yorumların uslubuna, anlamına özel bir dikkat etmelisiniz. Çünkü yazdığınız şeyler direkt olarak marka kimliğini yansıtıyor. Ki unutmayın internetin hafızası vardır. Yazdıklarınız bir daha silinmemek üzere orada kalır. Bu konuda ülkemizdeki iyi örnek Starbucks’dır. Kötü örnek ise ne yazık ki, Digiturk’dur. Kendisi, digiturk fraud yöneticisi olarak tanıtan kişi, yazının içinde dügüturk geçen tüm yazıları buluyor ve onu yazan bloggerı çeşitli şekillerde tehtit ediyor (Örnek hikayeyi okuyabilirsiniz). Digitürk için inanılmaz bir itibar kaybı.
2. Sosyal Medya ilişkileri PR’ın bir fonksiyonu olmalı
Digiturk örneğinden devam edersek, merak ediyorum, fraud yöneticisinin yaptıklarından acaba PR ve pazarlama departmanları haberdar mı? Pazarlama departmanları geç olmadan sosyal medya ilişkilerini yönetme işini sahiplenmeli. Bunu teknik veya hukuk birimlerine bırakmamalı.
3. Şeffaf Olunmalı
Bu yazıyı yazdığım sırada Digitürk’den bir açıklama gelmiş değil (açıklama geldikçe güncelleme yapacağım). Muhtemelen yarın, izinsiz maç yayını için son çare olarak bu kararı aldıklarını ve asıl amaçlarının herkese zarar vermek değil de sadece bu blogları kapatmak olduğunu söyleyecekler. Ama bu açıklamalar, davanın istanbul değil de diyarbakır’da açılmış olması yüzünden inandırıcı olmayacak.
4. Markaya Karşı Durmak Cool Bir Duruş
Büyük çaplı kullanıcı protestoları ve iptaller digitürk için büyük bir sorun olacaktır. İnsanlar (yasaktan etkilensin veya etkilenmesin) savunduğu değerler için aboneliklerini iptal ettirmeye başladılar. Online konuşmalardan anlaşılacağı gibi iptal ettirmeyi büyük bir gurur ile yapıyorlar ve arkadaşlarını etkilemeye çok istekliler. Abonelik iptalinin ve bunun üzerine konuşmaların cool (moda) bir davranış olacağını öngörüyorum.
5. WoMM’un Gücü
Türkiye’de ilk defa bir markaya karşı bloglardan ve online topluluklardan başlayan bir olaya şahit oluyoruz. Olayın görülmemiş bir hızla yayılacağını ve sosyal medyanın gücünü ıspat edeceğini tahmin ediyorum. BlogArama‘da, Twitter‘da, Eksisozluk‘de olayın ne boyutlara ulaştığını takip edebilirsiniz. Biz pazarlamacılar için çok dikkatle incelememiz gereken bir örnek olay.
Gillette Fenomen blogger proje ekibinden Cem Batu, bana projenin arka planını ve blogger programından ekipçe öğrendiklerini anlattı. Cem Proximity Istanbul da deneyimsel pazarlama direktörü olarak çalışıyor.

Proximity Gillette ekibi: Cem Batu, Sedef Güler, Ekin Arşiray, Onur Aylı, Süleyman Ereke, Erkan Vural
Açıkçası marka ekibini ikna etmek için büyük bir çaba harcamamıza gerek kalmadı. Deneyimsel pazarlama sunum toplantısını hatırlıyorum da, “Fenomen Blogger Project” slaydına geldiğimizde masa etrafındaki herkesin gözleri ışıl ışıl olmuştu. Biz böyle bir proje düşünüyoruz dediğimizde Gillette marka ekibi “Biz de blogger’lara çok inanıyoruz” dediler ve arkasından projenin detaylarını konuşur bulduk kendimizi. Bunun Türkiye’de bir ilk olacak olması ayrı bir heyecan katıyordu hepimize. Bizden detaylı bir çalışma yapmamızı istediler ve biz de en ince ayrıntısına kadar neyi nasıl yapacağımızı modelleyerek kendileri ile paylaştık. İlk andan beri en az bizim kadar inandıkları projeye hemen başlama kararı verdik. Ve şunu da belirtmem gerekiyor ki, bu dinamik projenin tüm süreçlerinde Gillette marka ekibinden her türlü desteği gerektiği anda aldık. Zaten Gillette özellikle interaktif mecra kullanımında öncü markalardan biriydi senin de bildiğin gibi. Daha advergame sektörde yeni yeni anılmaya başlanırken onlar uygulamasını gerçekleştiriyorlardı.
Aslında bu örnekten pazarlamacılar, danışmanlar ve ajanslar olarak çıkarmamız gereken bir ders var. Markaların bizi anlamadıklarından bahsediyoruz hep ama artık onlar da en az bizim kadar sektörel gelişmeleri takip ediyorlar. Özellikle global markalar, bu avantajlarını kullanarak yurt dışındaki knowhow’ı yakalayabilmek için konferanslara ve workshop’lara katılıyorlar. Yani tek yapmamız gereken geliştirdiğimiz projeye inanmak ve bu inancı onlara gösterebilmek. Sonrasında ise oluşan sinerjiyi en etkin şekilde kullanmak tabii ki.
Bu projenin bugüne kadar yapılmış olan tüm interaktif mecra iletişimlerinden daha farklı olmasını gerektiğini biliyorduk. Blog’un mantığına ve özüne baktığında basittir (teknik ve görsel anlamda) ancak onu farklılaştıran, ona ruh katan blogger’dır. Dolayısı kullandığımız araçların basit, iletişim şeklimizin ise mümkün olduğunca kişisel olmasına özen gösterdik.
Projenin oluşum sürecinde 50 blogger hedefliyorduk aslında. Türkiye’de WOM bazlı blogger’lara yönelik ilk proje olacağı için, pilot bir konumlandırma daha mantıklı geliyordu. Ancak işin sosyal yönünü de düşündük. Daha çok ve daha kaliteli blog’lar oluşmasına yardımcı olacak bir proje olduğu için katılım sayısını da arttırmaya karar verdik marka gurubu ile birlikte. 150 ana ve yaklaşık 20 yedek blogger adayımızı seçtikten sonra kendilerine bir e-mail göndererek bize açık adreslerini göndermelerini istedik. Bu süreçte bazı ana blogger adaylarından geri dönüş alamadık ve yedek blogger’lardan bazılarını da projeye dahil ettik. Açık adreslerini istememizin sebebi ise kendilerine yine onlar için özel olarak hazırladığımız doğrudan postalama kit’ini ulaştırabilmekti. E-mail gönderiminin ardından, bazı blogger’ların bize yaptıkları dönüşten ve bazı forumlarda yazılanlardan e-mail’in spam olarak algılandığını gördük. Hemen aksiyon alarak kendi blog’umuzu hayata geçirdik ve Gillette’in resmi sitesine projenin tanıtım banner’ını yerleştirdik. Projenin blogger platformu üzerinde bir blog’u olmasını, hatta şablonunun genel bir şablon olmasını özellikle istedik. Ardından ikinci hatta üçüncü e-mail gönderimleri yaparak, kendileri ile direk temasa geçerek projenin gerçek olduğunu ve katılımlarını beklediğimizi belirttik. Burada en önemli nokta ise tüm iletişimlerde çok samimi olmaya özen göstermemiz bence. Samimi bir dil kullanarak onlardan uzak proje sahipleri değil de aksine onlar ile birlikte projenin bir parçası olduğumuzu hissettirmek istedik. Ve sonrasında çok olumlu tepkiler gelmeye başladı. Blogger’lar da tahmin ettiğimiz gibi projeyi sahiplendiler ve ortaya marka-ajans-blog üçlemesinden oluşan çok güzel bir deneyim projesi çıktı. Blog yazılarında, twitter ve frienfeed’de projeye dair yazılar yazarak daha geniş bir kitleye ulaşım sağladılar. Hatta bize ulaşıp fikirlerini paylaştılar ve onları dikkate alarak projeyi tamamen dinamik hale getirdik. Bu gerçekten çok önemli bir nokta, başka hangi mecrada projenin hedefi ve mecrası olan kitle sizinle birlikte projeye yön verebilir ki? Mecrası diyorum zira sonuç olarak bu bir WOM projesi ve blogger’lar bu projenin ana teması. Gerçekten katılım gösteren tüm blogger’lara projeyi sahiplendikleri için teşekkür ediyoruz.
A’dan Z’ye projenin tümünü yürütmek gerçekten çok yoğun ve zorlu bir süreç oldu bizim için. O kadar dinamik bir proje düşünün ki her sabah-akşam google’da arama yapıyorsunuz, tüm forumlarda, twitter’da, friendfeed’de, bloglarda ve bir çok platformda yazılanları okuyorsunuz. Okuduklarınızın ardından hemen aksiyonlar alıyor ve gerektiğinde kişisel bazda iletişime geçiyorsunuz. Tabii ki sadece online süreçler ve kontrollerden oluşmuyor “Fenomen Blogger” projesi. Çeşitli blog yazılarından okuyabileceğiniz ve hatta görebileceğiniz gibi (fotoğraflarını çekmişler, teşekkür ederiz) gerçekten beğenilen bir doğrudan postalama kit’i de tasarladık. Bu kit’in tasarımından paketlenmesine ve hatta gönderimine kadar herşey ajansımız tarafından gerçekleştirildi. Dolayısı ile yoğun, zorlu ancak inanılmaz keyif verici anlar yaşadık. Bu anlara ait bir çok anımız var J. Hatta bu anlardan birinde basit bir tanıtım videosu çekme fikri doğdu, marka ekibi ile görüştük, onaylarını aldık ve filmi hemen hayata geçirdik.
Şu yol en doğru yoldur diyemem açıkçası. Bizler için çok yeni bir mecra. Kişisel iletişim yaptığınız için her proje en baştan yepyeni bir projeymiş gibi düşünülmeli bence. Yani marka, ürün, konsept, iletişim şekli, katılımcı blogger bazında her proje farklı ele alınmalı ve dinamikler bu oluşuma göre düzenlenmeli. “Fenomen Blogger” projesi güzel bir örnek ve bir ilki temsil ediyor. Ancak bundan sonraki projeler aynı dinamiklere sahip olmalı demek yanlış olur. Çünkü eğer bloggerlar ile birlikte, blog mecrasını kullanarak bir proje geliştiriyorsanız, onları rahatsız etmeden, sahiplenebilecekleri, katılım gösterecekleri ve hatta bizzat projeye dahil olmak isteyecekleri konseptler geliştirmelisiniz. Kesin olan tek şey ise samimi olmanız ve ürününüze, tasarımınıza, konseptinize güvenmeniz. Çünkü şunu unutmamalıyız ki, bloggerlar ile bir projeye yapıyorsanız gerçek anlamda user generated content oluşturuyorsunuz demektir.
Olumsuz yorumları kendi içinde ayrımak gerekli. Konsept için konuşmak gerekirse, “150 blogger’ı nasıl seçtiniz, ben niye yokum” şeklinde geri bildirimler oldu. Bazı forumlarda ve yorumlarda bu konuya değindiklerini gördük. Mümkün olduğunca kendileri ile kişisel bazda iletişime geçerek tüm seçim sürecini, jüri’nin neleri dikkate aldığını anlattık. Bizi ve süreci anlayışla karşıladılar. Biz de gönülden isterdik tüm bloglar’ı dahil etmeyi ancak senin de bildiğin gibi bu gerçekten çok zor, özellikle de ilk defa böyle bir proje gerçekleştiriliyorsa.
Bunun dışında konsept dışı yazı hazırlayan bazı blogger’lar oldu. Yani tıraş olurken akıllarından geçeni yazmak yerine ürün deneyimini anlatattılar. Bu deneyim yazılarında tam anlamı ile olumsuz denebilecek bir yorum gelmedi. Hatta çok olumlu yorumlar geldi diyebilirim. Bunda ürünün başarılı oluşunun da büyük etkisi var. İşte bu yüzden bir önceki sorudaki tüm dinamikler çok dikkatli şekilde ele alınmalı. Ürününüze güvenmiyorsanız bu tarz bir proje yapmanızı tavsiye etmem açıkçası.
Gillette her zaman öncü markalardan biri olmuştur. Gerek Ar-ge çalışmaları ve sonucunda ortaya çıkardıkları ürün, gerekte bu ürünlerin iletişimini yaparkenki mecra kullanım şekilleri ile örnek alınacak şekilde yenilikçi ve başarılı olmuştur. Daha önce de belirtiğim gibi, ürününüzün iyi olması ve ona güveniyor olmanız bu tip kampanyaların birincil koşuludur. Dolayısı ile yenilikçi ve deneyim odaklı bu kampanya için daha uygun bir marka düşünemiyorum açıkçası.
Ürüne olan güveni ve deneyim sonrası oluşacağına inandığınız pozitif etkiyi bir örnek ile betimlemek gerekirse; Kit henüz ellerine ulaşmamış bazı bloggerlar’ın yorumlarında 5 bıçak teknolojisine karşı ön yargılı olduğunu gördük. Oysa bu yorumları yazanlar kit ellerine ulaşıp bıçağı test ettikten sonra “gerçekten harikaymış” ve/veya “artık bu ürünü kullanacağım” demeye başladılar. İşte Gillette markası ve Fusion Power Phenom ürünü bu yüzden bu proje için çok uygundu.
Tasarlarken dikkat ettiğimiz noktalar: marka-ürün ve kampanya uyumu, iletişimde samimiyet ve dürüstlük, kullanılan araçların basit ama etkili olması, bloggerlar ile yine onların kullandıkları yöntemler ile iletişim kurmak, user generated content bazlı projenin dinamizmini yakalayabilecek ekip, görüş ve sinejiyi oluşturmak.
Öğrendiklerimizin bir özetini vermek gerekirse;bir şeye gerçekten inanır, dürüst ve samimi olursanız, eğer ürün başarılı ve aynı zamanda da geliştirilen konsept ile uyumlu ise gerçek anlamda bir WOM projesi gerçekleştirebilir ve bunu ölçümleyebilirsiniz. Daha da önemli artık pazarlamazsınız! Çünkü hedef kitleniz artık sizinle birliktedir!
Fenomen blogger projesinde sizin doğru bulduğunuz noktalar nelerdi? Nasıl geliştirilebilirdi?
Bugün bir arkadaşımla konuşurken pazarlama yöneticilerinin internet performansları hakkında fikir sahibi olmalarına yardımcı bir sistemin olmadığından bahsettik. Performans odaklı bir gösterge olmadığı zaman tartışmalar hep yuzeysel kalıyor ve gerçek performansı etkileyen iyileştirmeler yapılamıyor. Bu durumda size sunulan servisin kalitesinden hiçbir zaman emin olamıyorsunuz, çünkü servisi alsanız bile servisin yeterince iyi olup olmadığını değerlendirebileceğiniz bir ipucu olmuyor.
Bu sorunlara karşın kurumların web sitelerinin objektif ölçütlerle karşılaştırmayı amaçlayan bir gösterge tanımlamaya çalıştım. Web Etkinlik Göstergesi ile Internet yatırımlarının sonuçlarını değerlendirirken, gelişme alanlarına karar verirken kullanabileceksiniz. Nihayetinde ne kadar etkin olduğunuz hakkında size fikir veren bir göstergedir. Web teknolojilerine hakim olmayan pazarlama yöneticileri ile web servis sağlayıcıların ortak dilde buluşmasına katkıda bulunmasını amaçlıyorum.
İlk versiyonda dört temel göstergeyi hesaplamaya dahil ettim.
Google Pagerank: Artçıl ve yavaş değisen bir gösterge. Sitenin arama motoru performansı hakkında fikir veriyor. Pagerank’ın temeli siteye gelen link sayısı(kalitesi) tarafından belirleniyor. Gelen link sayısı da işinizi ne kadar iyi yaptığınız konusunda güçlü bir gösterge. Stratejiye göre değişmekle birlikte, kaliteli servis verdiğinizde, konuşulmaya değer işler yaptığınızda ve ilişkilerinizi kuvvetlendirdiğinizde gelen link sayınız artıyor. Ölçümlemeyi Popuri.us adresinden yaptım. (0-10 arasında değişir)
WebSiteGrader Puanı: Öncül ve hızlı değişen bir gösterge. WebsiteGrader sitenizin performansını hakkında bir çırpıda bilgi sahibi olmak için bir hesaplama aracı sunuyor. WebsiteGrader notunun fazla olması, internet standartlarını o kadar iyi yerine getirdiğinizi gösterir. Benzetme yapıcak olursak bu not web sitenizin temelinin ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor. Bu not sitenin arama motorlarına uyumu, sitede RSS bulunması, aldığı trafik gibi bir çok değişken gözönüne alınarak hesaplanıyor. Ölçümlemeyi websitegrader.com adresinden yaptım. (0-100 arasında değişir)
Delicious (Bookmark Paylaşma Sitesi) Eklenme Sayısı: Öncül ve hızlı değişebilen bir gösterge. Yeni web düzeninde paylaşılabilirliğinde bir ölçüde performans göstergeleri arasında sayılması gerekir. Ölçümleme için ulaşabildiğim en standart göstergenin delicious’da eklenme sayısı olduğunu düşünüyorum. Bu rakamın büyüklüğü genel olarak web sitenizin insanlarca ne kadar faydalı bulunduğunu gösterir. Ölçümleme delicious.com‘ da yapıldı (Eklenme sayısına göre aritmetik olarak artar)
Bloglarda Konuşulma Sayısı: Öncül ve hızlı değişebilen bir gösterge. Diyalog çağında insanların markamız hakkında konuşması en önemli amaçlardandır. Bloglarda konuşulma sayısının dolaylı olarak delicious’a eklenme sayısı ve google pagerank’e de katkısı vardır. İnsanlar markamızı konuşulmaya değer buluyor mu? Yaptığınız kampanyalar ve yatırımlar insanları konuşmaya ne derece cesaretlendiriyor. Bunu ölçmek için google blog arama motorunu kullandım. (Konuşulma sayısına göre aritmetik olarak artar)
Ağırlıklandırma yaparken Pagerank ve websiteGrader puanını temel ölçütler olarak alıp ağırlık vermeyi düşündüm. Diğer ölçütlerde internet kullanıcılarının genelini kapsamadığı için daha hafif olarak almaya karar verdim. Bu yöntemle genel puanı hesaplarken aşağıdaki gibi bir yöntem kullandım.
(Pagerank*10) + WebSiteGrader + (delicious * 0.3) + (Blogsearch * 0.2)
* Kimi markalar çoklu websitesi kullanmayı tercih edebiliyor. Hesaplamada sadece ana siteyi kullandım.
* Delicious’ı daha geek (henuz genele yayılmamış) bir kitle kullanıyor. Teknoloji odaklı markalar ile gıda markaları bu göstergede farklılıklar gösterebiliyor
* Bloglarda konuşulmayı bir bütün sayı olarak alabildim. Konuşulmanın ne kadarı olumlu, ne kadarı olumsuz bilemiyoruz.
* Standart olması adına bloglarda marka hakkında ancak link verirerek bahsedilmişse hesaplamaya dahil edebiliyoruz. Bir çok durumda link vermeden sadece ürün adı yada marka adı geçen yazılara raslanabilir
* Herbir blog birbirine eş ağırlıkta alınmıştır. Ancak, güçlü bloglar ile normal bloglar arasında ciddi bir etki farkı vardır.
Listenin en üst sırasında açık ara Turkcell var. Vodafone ise Avea’yı geride bırakmayı başarmış
Bankalar arasında Garanti lider, onu İşbank ve Finansbank takip ediyor. Finansbank bankalar arasında üçüncü olarak kendi büyüklüğüne göre üstün performans sergilemiş
Beyaz eşya Vestel az farkla Arçelik’ten üstün performans sergilemiş.
Bloglarda en çok konuşulan sektör GSM sektörü
PageRank ölçtüğüm kaynaklar beni yanıltmıyorsa Ülker’in pagerank’i 0′ı görünüyor. Google tarafından karalisteye eklenmiş olma ihtimali aklıma geliyor.
İnsanların en fazla faydalı bulup delicious’a ekledikleri site Garanti.
Pagerank’i en yüksek site İşBankası
Otomobil markaları genel olarak çok düşük performans gösteriyor.
Başlıktada belirttiğim gibi bu gösterge henuz beta. Bundan sonraki adımlara etkinliği daha kapsamlı değerlendirecek, daha fazla markanın dahil olduğu, geçmiş verilere göre karşılaştırma yapılabilecek bir sistem hayal ediyorum. Şimdiden bu göstergeyi her ayın 15′inde tekrar hazırlayacağımın sözünü vereyim.
İlk sonuçları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Göstergeyi geliştirmek için yeni fikirlerinizi mail ile ya da yorum ile paylaşın.
ilgili kaynaklar
Bugün onbinlerce blogda tek bir ses çıkacak. Bügün dünyadaki tüm bloggerlar birleşip BlogActionDay kapsamında fakirliğe dikkat çekecekler. Onbinlerce farklı görüş fakirlik sorununu çözmek için öneriler getirecek ve bu konu hakkında dünya çapında bir farkındalık yaratılacak.
Bende bu harekete kendi perspektifimden katılacağım. Bu yazıyla ‘fakirliğe karşı pazarlama kurguları’ konusuna dikkat çekmek istiyorum. Pazarlama’yı dünyayı iyileştirmek için nasıl kullanabileceğimize odaklanacağım. Şirketlerin fakirlikle mücadele ederken aslında kendileri içinde iyi bir şey yapabileceklerini göstermeye çalışacağım.
- Yazının sonunda yorumlarla bu konu hakkındaki fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.
- İş arkadaşlarınıza bir mail atıp, şirket olarak yapabileceklerinizi konuşabilirsiniz.
- Daha iyisi bir kahve arası toplantısı organize edebilir ve şirketinizin ve şirket çalışanlarının sosyal sorumluluk projelerine katkısını tartışabilirsiniz
- Müşterilerinizin duyarlı olduğu konular hakkında ne biliyorsunuz
1. Bağışlamayı Teşvik Edin
Bağış yapmak fakirliğe karşı mücadelede önemli katkısı vardır. Üstelik, insanların fazlalıklardan kurtulması ekonomi çarkının daha hızlı dönmesini sağlar. Düşünsenize, kullanmadığınız bilgisayarınız, bilgisayarı hiç olmayan bir öğrenci için ne kadar değerli olabilir. Öte yandan bilgisayar masanızda kaldığı sürece yeni bilgisayar almaya öok da motive olmayabilirsiniz.
Çeşitli derneklerin düzenlediği onlarca bağış kampanyası dikkatinizi çekiyordur. En son istanbul belediyesinin düzenlediği bilgisayar bağış kampanyasını hatırlıyorum mesela. Bu tip kampanyalara her zaman marka sponsorluğunun eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Buyuksehir belediyesinin bilgisayar bağış kampanyasını düşünürsek, bu kampanyaya Teknosa (vb) sponsor olmalıydı kesinlikle. ‘Eski bilgisayarını bağışla, yenisini teknosa’dan özel indirimlı olarak al’ tarzı bir tüm taraflara kazandıran kurgular denenebilir. Böylece insanlar ek maddi fayda için bağış yağmaya daha çok istekli olurlar, sponsor desteğiyle bağış yapılan bilgisayar sayısı artar. Ve son olarak da marka satış hedeflerine ulaşır. Marka değerini ve müşteri sayısını arttırabilir.
2. Sosyal Hikayesi Olan Ürünler Planlayın
Tutum yaratan, ürünün kendisinin sosyal bir anlamı olduğu ürünler yaratın. Her pazarlamacının Toms Shoes örneğini bilmesini isterim. Toms Shoes, organik, yalın çok güzel ayakkabılar üretmektedir. Markanın insanlara vaadi, satın alınan her çift ayakkabı için marka bir çift ayakkabıyı ihtiyacı olan çocuklara bağışlamaktadır. Yani ürünün kendisi bir bağış aracı, ürünün kendisi duyarlılık göstergesi.
‘Bir sana bir onlara’ konsepti çok etkili bir konseptdir. Başka bir çok ürün grubunda kullanılabilir.
3. Iyi Amaçlar İçin Bir Platform Olun
Markanız iyi şeyler yapılmasının bir platformu olabilir mi? Facebook’da ki Causes uygulamasına bakalım. Topluluk içinde insanların çeşitli sosyal konular için biraraya gelmesini sağlayan bir uygulama. Facebook’un sosyal amaçlar için kullanılan bir platform olmasını sağlıyor. Askıdaki Kahve (hesap öderken ekstra kahve parası ödeyerek tanımadığınız birine ısmarladığınız uygulama) gene platforma örnek gösterilebilir.
4. Müşterilerinizin Duyarlı Olduğu Konuları Öğrenin
Sosyal sorumluluk projeleri için diğer bir trend insanları harekete geçirmek ve onların gerçekten destekledikleri projeleri seçip desteklemektedir. En güncel örnek, American Express’in bu ara yürütmüş olduğu Members Project kampanyasıdır. Projede American Express, bir sosyal sorumluluk projesi için 1,5 milyon dolarlık bir katkı yapacaktır. Ama bu katkıyı direkt olarak kendisi seçtiği projelere yapmıyor. Önce, projeler aday oluyor veya kart müşterilerince öneriliyor. Sonra, AmericanExpress müşterilerinin desteğini (oylama var) en çok kazanan projeye destek veriliyor. Katılımcı bir süreç. Bu projede marka, müşterilerin en duyarlı olduğu konulara destek verdiğine emin. Tüm seçim süreci dikkat çekici. Proje kurgusunun markaya ve imajına katkısı büyük.
Daha dar kapsamlı örnek, müşterilerin bağışlarını ikiye katlamak türü kurgulardır. Örneğin, marka olarak destek verdiğiniz bir proje var. Insanlara, yaptıkları her bağış kadar da kendinizin bağış yapabileceğini söyleyebilirsiniz. Yurtdışında bunun için platformlar var. Aşağıdaki ekran görüntüsü DonorsChoice‘da ki bir projeye ait. Projenin masrafı 169dolar, ancak projeye ‘its a perfect world’ şirketi sponsor olmuş. Yani yapılan bağışlar kadar kendisi de bağış yapacağını taahüt etmiş. Böylece bağış ihtiyacı 84dolara inmiş.
5. Fark yaratın
Fark yaratmak heryerde amaçtır. Buradaki kastettiğim şey bağış modeli ile fark yaratmak. 2005′deki Katrina Kasırgası sırasında Threadless, kasırga felaketine destek için bir Tshirt çıkardı. Threadless, 10 dolara satılan her bir T-shirt’den aldığınızda, kasırga madurlarına 25 dolarlık bağış yapmayı taahüt etti. Bu tarz projelerde normalde alışık olduğumuz durum, gelirin ufak bir kısmını bağışlanmasıdır. Threadless, beklenilen dışında karakteri olan bir kampanya yaptı. 10 dolarlık Tshirt için 25 dolar bağış yaptı.
Blog Action Day’e Katılan Diğer Bloglar (Eğer blog action day kapsamında yazınız varsa beni haberdar ederseniz link olarak eklemekten mutluluk duyarım)
Tunç Kılınç: Var Olmak mı?
Numan Arda Çebi: Sen Hiç Yoksul Oldun mu?
Onur Özdemir: Yoksulluk üzerine ortak blog hareketi
Süleyman Sönmez: Yoksulluğu bitirmek için ayağa kalkın